Otizmli Bir Çocuğa Nasıl Davranmalı?
Otizmli bir çocukla iletişimde asıl işe yarayan, davranışı düzeltmek değil; dünyayı onun algıladığı gibi anlamaktır. Evde ve sınıfta neyin işe yaradığını anlattık.
Bir çocuğa "otizmli olduğu için" bambaşka bir şekilde davranmak gerekmez — ihtiyaçlarını fark ederek davranmak gerekir. Otizmli çocukların çoğu için dünya, çoğumuzun algıladığından daha yoğun, daha öngörülemez ve zaman zaman daha yorucudur. İletişimi kolaylaştıran şey, bu farkı görmek ve ona göre sadeleşmektir.
Günlük hayatta işe yarayan yaklaşımlar
- Net ve somut konuşun: Mecaz, ima ve belirsiz ifadeler zorlayıcı olabilir. "Birazdan" yerine "bu çizgi film bitince" gibi somut ifadeler işi kolaylaştırır.
- Öngörülebilirlik sağlayın: Rutinler güven verir. Bir değişiklik olacaksa — plan, mekân, kişi — bunu önceden ve sakin bir dille haber vermek kaygıyı azaltır.
- Duyusal ihtiyaçlara duyarlı olun: Gürültü, parlak ışık ya da kalabalık bunaltıcı gelebilir. Çocuğun geri çekilebileceği sakin bir alan çoğu zaman en iyi desteklerden biridir.
- İlgi alanlarından yola çıkın: Çocuğun tutkuyla bağlandığı konu, iletişim için en doğal köprüdür. Onun dünyasına girmek, sizinkine davet etmekten daha kolay yol açar.
- İşlemesi için zaman tanıyın: Bir soru sorduktan sonra gelen sessizlik ilgisizlik değil, işleme süresi olabilir. Cevabı onun yerine koymadan bekleyin.
- Davranışın altındaki ihtiyacı arayın: Zorlayıcı görünen bir davranış çoğu zaman bir talep değil, ifade edilemeyen bir ihtiyaçtır — "yaramazlık" olarak değil, bir mesaj olarak okumak yaklaşımı bütünüyle değiştirir.
Zorlayıcı görünen davranış, çoğu zaman henüz ifade edilemeyen bir ihtiyaçtır.
En sık yapılan ve işe yaramayan şeyler
Aşağıdakiler yukarıdaki ilkelerin karşılığıdır. Ayrı durmalarının sebebi, iyi niyetle en sık yapılanların tam da bunlar olmasıdır.
- Göz temasını zorlamak. Pek çok otizmli çocuk için bir yüze bakmak ek bir yüktür. Bakışını kaçırması dinlemediği anlamına gelmez; çoğu zaman dinleyebilmek için yaptığı şeydir.
- Kendini düzenleyen hareketleri engellemek. Sallanmak, elleri hareket ettirmek ya da bir nesneyi çevirmek genellikle bir rahatlama yöntemidir. Engellemek rahatlamayı ortadan kaldırır, ihtiyacı değil.
- Çocuk oradayken çocuğu konuşmak. Konuşmayan bir çocuk, anlamıyor demek değildir.
- Arka arkaya soru sormak. Her yeni soru, bir öncekinin işlenmesini keser.
- "Alışsın" diye kalabalıkta tutmak. Duyusal yüklenme alışkanlıkla çözülmez; kademeli ve çocuğun kendi kontrolünde olan bir yaklaşımla çözülür.
Öğretmenler için: sınıfta ne işe yarıyor?
Yukarıdaki ilkelerin hepsi sınıfta da geçerlidir; kalabalık, ses ve zaman baskısı onları yalnızca daha görünür kılar. Öğretmenlerin en sık sorduğu soru "ona nasıl davranmalıyım" oluyor — pratikte işe yarayan başlıklar şunlar:
Yönergeyi sadeleştirin. Tek seferde tek adım verin ve adı başa alın: "Ali, kitabı aç." Zincirlenmiş yönergeler ("kitabı aç, 42. sayfayı bul, ilk soruyu oku") çoğu zaman ilk halkadan sonra kopar.
Görselle destekleyin. Resimli günlük program, sıra kartları ve "önce–sonra" gösterimleri, sözel yönergenin yükünü hafifletir. Gün içinde ne olacağını görebilen çocuk, geçişlerde daha az zorlanır.
Geçişleri önceden haber verin. Ders değişimi, teneffüs, tören ya da beklenmedik bir etkinlik — "beş dakika sonra matematik bitecek" gibi kısa bir uyarı, geçiş anındaki tepkilerin çoğunu baştan azaltır.
Duyusal olarak güvenli bir köşe tanımlayın. Sınıfın görece sakin bir noktası, çocuğun ceza olarak değil kendi tercihiyle gidebileceği bir alan olarak belirlenebilir. Geri çekilebilmek, taşmayı önlemenin en etkili yollarından biridir.
Grup çalışmasına katılımı yapılandırın. "Herkes bir grup bulsun" talimatı, gruba nasıl katılacağını bilmeyen bir çocuk için görünmez bir engeldir. Grupları önceden oluşturmak ya da çocuğa sınıf içinde net bir rol vermek bu engeli kaldırır.
Sınavda ve ödevde biçimi esnetin. Ek süre, daha sade bir soru düzeni ya da sözlü yanıt imkânı, çocuğun bildiğini gösterebilmesini sağlar; ölçtüğünüz şeyi değiştirmez.
Akran kabulünü doğal yoldan kurun. Çocuğu sınıfa "farklı" diye tanıtmak yerine, güçlü olduğu bir alanda ona görünür bir görev vermek çok daha etkilidir. Akranlar, öğretmenin tutumunu örnek alır.
Aileyle aynı dili konuşun. Evde ve sınıfta farklı iki sistem, çocuk için iki kat öğrenme yükü demektir. Kısa ve düzenli bir iletişim, tek bir uzun toplantıdan daha işe yarar.
En önemlisi: çalışmaya çocuğun zorlandığı yerden değil, güçlü olduğu yerden başlamak. İlgi alanı, sınıfa katılımın en kısa yoludur.
Yaşa göre ne değişir?
İlkeler aynı kalır, uygulanma biçimi değişir.
Okul öncesi (2–6 yaş). Bu dönemde iletişim büyük ölçüde oyun üzerinden kurulur. Çocuğun yaptığı şeye katılmak — onu yönlendirmeden, yanına oturup aynı şeyi yapmak — çoğu zaman en iyi başlangıçtır. Rutinler bu yaşta özellikle güven verir.
İlkokul (6–10 yaş). Sosyal kuralların örtük hâle geldiği dönemdir. Çocuk artık yalnızca ne yapacağını değil, akranlarının ondan ne beklediğini de okumak zorundadır. Bu yaşta somut ve açıkça öğretilen sosyal beceriler, kendiliğinden öğrenmenin yerini tutar.
Ergenlik. Bu dönemde yaklaşımın kendisi değişmelidir: yönlendirme azalır, birlikte karar verme artar. Genç, kendisi hakkında konuşulan biri olmaktan çıkıp sürecin tarafı hâline gelmek ister — ve bu istek desteklenmesi gereken sağlıklı bir gelişimdir. Kendi ihtiyacını tarif edebilmek (öz savunuculuk) bu yaşta en değerli beceridir.
Konuşmuyorsa nasıl iletişim kurulur?
Konuşmanın olmaması iletişimin olmaması demek değildir. Sözel dili sınırlı olan bir çocuk da bakışıyla, elinizi tutup götürmesiyle, bir nesneyi size uzatmasıyla ya da bir davranışla sürekli iletişim kurar. İş, o iletişimi fark edip karşılık vermektir.
- Girişimini karşılıksız bırakmayın. Çocuk bir şeye baktığında ya da uzandığında, onu sözle adlandırın: "Topu istiyorsun." Karşılık gören her girişim, iletişimin işe yaradığını öğretir.
- Sözü kısaltın, kesmeyin. Uzun cümle yerine tek sözcük ya da iki sözcüklük kalıplar ("top at", "su ister misin") daha kolay işlenir. Ama çocuğun yanında konuşmayı sürdürün — dil, duyularak öğrenilir.
- Alternatif iletişim yollarını engel olarak görmeyin. Görsel kart, işaret ya da cihaz kullanımı konuşmayı geciktirmez; aksine iletişim baskısını azalttığı için çoğu zaman destekler.
- Cevap için bekleyin. Beş saniyelik bir sessizlik, yetişkinler için uzun ama çocuk için çoğu zaman tam gereken süredir.
"Atipik otizm" ne anlama geliyor?
Ailelerin sık karşılaştığı bu ifade eski tanı sınıflandırmalarından gelir: DSM-IV'teki "başka türlü adlandırılamayan yaygın gelişimsel bozukluk" (PDD-NOS) ve ICD-10'daki "atipik otizm" kategorilerine karşılık gelir.
2013'te yayımlanan DSM-5 ile bu ayrı başlıklar kaldırıldı ve hepsi tek bir otizm spektrum bozukluğu tanısı altında birleştirildi; tablo artık alt tiplerle değil, ihtiyaç duyulan destek düzeyiyle tarif ediliyor.
Pratikte sonucu şudur: yaklaşımı belirleyen şey tanının adı değil, çocuğun kendi profilidir. Bu yazıdaki ilkeler etiketten bağımsız olarak geçerlidir.
Merkezimizde bu alan, çocuğun bireysel profiline göre planlanan otizm desteği çalışmaları ve uygun yaşta PEERS® Sosyal Beceri Eğitimi ile desteklenir.
Her otizmli çocuk birbirinden farklıdır; birinde işe yarayan bir diğerinde yaramayabilir. Bu yüzden hazır bir davranış listesi, çocuğu tanımanın yerini hiçbir zaman tutmaz.
Soru "nasıl davranmalıyım" olmaktan çıkıp "bu çocuk neye ihtiyaç duyuyor" olduğunda, gerisi çoğu zaman kendiliğinden gelir.
Not: Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır ve tıbbi tanı yerine geçmez.
